11 Mayıs 2014 Pazar

Hayat Dediğin...


Gelen trenin sesini duyup rüzgarını hissettiğimde çoğu zaman koşarak indiğim metronun yürüyen merdivenlerinde öylece durdum bu sefer. Tren geldi, fren sesi çınladı kulaklarımda, duvarlardan sekerek ama kıpırdamadım.

Acelem yoktu bu sefer, öyle hissediyordum.

Merdivenlerin sonuna geldiğimde hareket etti tren. Koşanlar vardı, otomatik kapanan kapı için bir umut yetişmeye çalışanlar ama başaramadılar. Kapılar kapandı ve tren hareket etti. Onlar da benim gibi beklemeye başladılar.

 

Eskiden bazı zamanlarda ben de koşardım öyle. Sanki arkasından başka tren gelmeyecekmiş gibi umutsuzluğa kapılıp koşardım.

Zaman fazla değerli benim için, ömür kısa. Belki de çoğu zaman aynı kapısı kapanacağını bile bile koştuğum trenler gibi hızlandırmaya çalışırdım bazı şeyleri hatta olduramadıklarım için üzülürdüm; hem de çok. Ama sonra durup da arkama baktığımda aslında koşarken neleri kaçırdığımı farketmediğimi gördüm. Buna daha da çok üzüldüm ve vazgeçtim koşmaktan…

*          *          *

İstasyonda köşesi boş olan bir banka iliştim. Sıralı dizilmiş bankların hepsinde insanlar tek başlarına bankın tam ortasına oturmuşlardı. Herkes birbirinden uzak birbirine karşı soğuk ve oturdukları tahta bankın merkezinde... Bankın köşesine ilişmeden önce oturmak için izin de istedim nezaketen; merkezde oturan kişiden. İzin verdi merkezde oturan arkadaş soğuk soğuk “Evet” derken…

 

İnsanlar bence hep garipti hala da garipler. Bence de önce insan kendini düşünmeli ama dünyaları kendisinin yarattığını düşünmemeli. Farkına varmalı aynada gördüğünden daha fazlası olmadığının. “Kibir” ile “özgüven” arasındaki ince çizgiyi görmeli dahası ne olduğunu bilmeli.

 

*          *          *

 

Ve tavandan sarkıtılan televizyonlarda yazdı trenin gelmesine bir dakika kaldığına dair yazı. Ardından farlarının ışığını gördük, yaklaşıyordu. Bir anda giriş yaptı perona. İçindeki insanlar çizgi gibi görünüyorlardı.

Daha tren durmamışken ayaklandı banklarda oturanlar. Herkesin acelesi vardı. Bir ben oturuyordum bir de ileriki bankta başka bir kişi…

 

Tren durdu kapıları açıldı, inecek kişiler inmeden binmeye çalışanları izledim bir süre. İnsanların homurdanmalarını ve birbirlerine bağırmalarını izledim. Ardından yavaşça kalkıp bindim trene. Tam kapılar kapanırken arkama dönüp baktım camdan dışarıya. Koşanlar vardı her zamanki gibi; treni kaçırdığı için üzülen ya da üzülmeyen…

Oysaki farkında değildiler üzüldükleri şeylerin ne kadar boş, ne kadar saçma olduğunun… Birşeyleri kaçırdım diye üzülürken asıl kaçanın farkında olmadıklarının farkında değildiler. Eskiden benim olmadığım gibi…

Dip Köşe: Tüm Kıvanç Koca Yazıları ve daha fazlası için,