25 Ağustos 2012 Cumartesi

İşte O Yüzden

Anlayamazsın bazen.

Kurduğu her cümleyi birkaç açıdan düşünürsün ve ne demek istediğini anlamaya çalışırsın ama anlayamazsın. Bazen çok açıktır ne söylediği bazen karmaşık. Ya da sen karmaşıklaştırırsın. Anlamak istediğin şekilde anlarsın söylediklerini -ki bu çok daha vahimdir senin açından.

İşte o yüzden, anlayamazsın.

* * *

Sorgularsın durmadan.

Ne kastetti, onu mu demek istedi, ne düşünüyor acaba; deliriyor muyum ne? Evet deliriyorsun! Bu kadar derin düşünmek akıllı insan işi değil çünkü. Sana ne bunlardan; ondan, yaptıklarından, olandan, bitenden?! Ne zamandır bu kadar takıntılı oldun? Ya da ne zamandır bu kadar sorguluyorsun her şeyi? Bu soruya verdiğin cevap seni de korkuttu değil mi?

İşte o yüzden, sorgulamayı bırakmalısın.

* * *

Dalıp gidersin ansızın.

Elinde bir kahve fincanı, fincanın içindeki kahvenin kokusunu çekerek içine derin derin; kaybolursun biri gelip "İyi misin?" diyene kadar. O ana kadar iyisindir, kendine geldiğinde ise hüzünlü. İrkilme ile beraber gerçek dünya ile yüzleşme! Ve vereceğin tek cevap, net: "İyiyim, pardon dalmışım."

İşte o yüzden, daha az düş kurmalısın.

* * *

Bilemezsin bazı şeyleri.

Öğrenmeye çalışırsın ama olmaz. Senin sorduklarınla verilen cevaplar örtüşmez; bu da seni daha çok umutsuzluğa sürükler. Vazgeçmenin en iyisi olacağını düşünürsün ve uygulamaya başlarsın artık elinden geldiğince.

İşte o yüzden susarsın ve herşey olacağına varır.

Çok net.

Ağustos'12

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Aşk İçin Sebep Lazım, Sevişmekten Ziyade

“En son bir sevgilin vardı senin, ne oldu o?”
Bir an durdum, düşündüm. Ne zaman vardı? Kimden bahsediyordu? Ya da yanımda gördüğü birini sevgilim mi sanmıştı acaba? Bilemedim o an ve kendisinden bu konuda detay bilgi istedim. Kimden bahsettiğini sordum açıkça, “Askere gitmeden önce vardı ya biri.” cevabını verdi. Evet, şimdi aydınlanmıştım.

“Olmadı.” dedim.
-Neden ki?
-Olmadı işte. Olmazdı, zorlamadık diyelim.
-Bunun nesi vardı?
-Fazla iyiydi.
-Yani?
-Fazlasıyla benimleydi. Ama ben onunla değildim.
-Aşk yoktu yani.
-Benim açımdan evet. Onun açısından bilemiyorum. Sorma gereği de hissetmedim zaten.
-Ne garip adamsın sen.
-Neden garip olayım? Aşık olmadığım birine hesap vermek istemiyorum herhangi bir konuda, hepsi bu. “Neredeydin? Yanında kim var? Kaçta geleceksin, gideceksin?!” vs vs. soru cevaplamayı istemedim diyelim.
-Aslında en iyisini yapmışsın.
-Bitirerek mi?
-Evet.
-Ama muhtemelen o beni oldukça kötü biliyor şu anda. Bense arkasından iş çevirmektense devam etmemeyi seçtim.

Doğru mu yaptım bilmiyorum. Öyle düşünüyorum ben. Aşk yoksa ilişki de olmamalı aslında. Ya da adı “ilişki” olmamalı. Bağlayıcılığının olmamasından bahsediyorum tabi. Bu aşamada da şöyle bir soru geliyor herkesin aklına: “O zaman neden başladın?!” Sanırım bazen arkadaşlarımı kıramıyorum.

Çift gezen arkadaşlarımın okeye dördüncü arar gibi bana birilerini bulmaya, benimle birini tanıştırmaya çalışmalarından sıkılıyorum, evet. Bu durumu kendileri ile paylaşmışlığım da var ama sanırım her seferinde “Belki bu sefer olur.” düşüncesindeler ama çok net söylüyorum: Olmaz. Bırakınız mümkünse aşk kazığını kendim yiyeyim, siz de yorulmayın, bizi de yormayın. (Bu satırların kaç kişinin hislerine tercüman olduğunu merak ediyorum doğrusu.)

İlk görüşte aşka da inanmıyorum ben. Aşk için sebep lazım, tanımak lazım, içinizin bir şeye gitmesi lazım. Herhangi bir yerde gördüğün birine onunla tanışmadan, vakit geçirmeden herhangi bir şey hissedemezsiniz. Ben böyle düşünüyorum.

“Aşk için kayda değer sebep lazım!” Midede uçuşan kelebeklerden çok daha fazlası hem de.

Aşk için sebep lazım, sevişmekten ziyade…

Temmuz’12 // Edirne