9 Temmuz 2012 Pazartesi

Ve gittim...

Sorma bu ara şu halimi
Bu acıların hepsi mi daimi
Yazık oldu her iki tarafa da
Şimdi sence daha iyi mi?”


Şekersiz Türk kahvesi alabilir miyim?” dedim garsona. “Sen Türk kahvesi sevmezsin ki?” dedi yüzüme bakarak, biraz şaşırmış halde. Garson da ne yapacağını bilemedi bir an, başımla kahve istediğimi onayladım. O da kahve istedi ama her zamanki seçimiydi.

Bir an sessizlik oldu, konuşmamı bekliyordu; biliyordum. Benim ise acelem yoktu.

-Suskunluğunun sebebini öğrenebilecek miyim?
-Kahvelerimiz gelsin diye bekledim ama…
-Bence kahve içecek zamanımız olmayacak diye korkuyorsun!

Bunu düşünmemiştim. Olmayacak mıydı gerçekten? Ne diyeceğimi biliyor muydu? Acaba söylediğim anda kalkıp gidecek miydi?

-Olmayabilir ama bunu düşünerek susmadım.
-Genel bir suskunluk var yani üzerinde, anladım.
-Öyle de değil aslında.
-Ben başlayayım istersen?!
-…
-Anladım senin cesaretin yok, o zaman ben başlayayım “sormaya”! Ayrılmak istemenin sebebi nedir?
-Ayrılmak istediğimi nereden çıkardın?
-İstemiyor musun?
-…
-Susma? Ne diyeceksen de o zaman, nedir bu gizemli tavırlar?

Hızlı nefes almaya başlamıştı. Sinirlendiği zamanlarındaki gibi hızlı, çok hızlı. Gözlerindeki ateşi görebiliyordum. Sakinleşmeye çalışıyordu, anlıyordum.

-Sen istiyor musun?
-Önemli mi sence bu?
-Değil mi?
-Sen kararını vermişsin, bana sorduğun soruya bak! “N’olur gitme, benimle kal!” diyeceğimi mi sanıyorsun?
-Böyle bir beklentim yok.
-O zaman derdin ne? Ayrılmak mı istiyorsun?? Tamam ayrılalım, bitti, buraya kadar!

Daha da sinirlenmeye başlamıştı. Konuşmaya devam etmek istemiyordum ama böyle kesip atmak da olmazdı. Ne diyeceğime çabuk karar vermeliydim.

-Bütün gün susacak mısın karşımda?
-Hayır ama bir şey söylememe fırsat vermedin ki?
-Senin söyleyeceklerini ben söyledim fena mı oldu? Zorlanmamış oldun.

O sırada kahvelerimiz geldi. Garson gerginliğimizin farkındaydı. Muhtemelen de uzaktan bizi izliyor ve dinliyordu. Kahvelerimizi bıraktı ve hemen yanımızdan uzaklaştı. Mekanda bizden başka kimse yoktu. İstediği gibi bağırabilirdi, sorun edilmezdi.

Kahvesini içmeye başladı, nefes alıp vermesi normale döndü. Artık konuşmamın zamanı gelmişti.

-Ben buraya ayrılmak için çağırmadım seni. Dün geceki kavgamızdan önce sana söylemem daha doğrusu sormam gereken çok önemli bir şey vardı. Ama sen alışverişten başlayıp farklı konulara uzanan kavgamızın sonrasında beni dinleyebilecek halde değilsin diye konuşamamıştım. Bugün de buraya sinirli halinle geleceğini biliyordum ama konuşmamız gereken konu ne kavgamız, ne ilişkimiz ne de “ayrılığımız”dı. Sanırım sen bazı kararlar almışsın ve bunu bana söyletebilmek için çırpınıyormuşsun. Şaşırdım aslına bakarsan, bunu senden beklemezdim ama bu konuda da samimi olmanı sevdim. Dün akşamdan beri seninle konuşmaya çalıştığım konu ise şirketimin beni Amerika’ya ataması… Benden bu akşama kadar kararımı bildirmemi istediler. Çok ani ve çok zor bir karar. “Benimle gelir misin?” demeye çalışıyordum dünden beri ya da “Seninle kalsam kabul eder misin?” deyip reddetmeyi düşünüyordum. Ve bu önemli kararda benimle olmanı, bana yön göstermeni bekliyordum ama olmadı. Hele ki biraz önceki konuşmadan sonra hiç önemi yok artık. En azından biraz önce verdiğim kararımı ilk sen duymuş ol: Ben Amerika’ya gidiyorum…

Ne yaptığının farkına varmasını izledim gözlerinde… “Pişmanlık”…

Kahvemden bir yudum aldım, lezzetliydi. Tam konuşacakken susmasını işaret ettim elimle…

-Bu dakikadan itibaren tek kelime etmeyelim, gerek kalmadı çünkü… Ben bir ara gelip eşyalarımı alırım. Bu arada ben Türk kahvesini çok severim. Uzun zamandır içmiyordum, sen hayatıma girdiğinden beri… Sen sevmediğin için ben de sevmiyordum. Ne kadar büyük bir hata yaptığımın ise şu an farkına vardım.

Kalktım, kapıya doğru yöneldim. Garsonla göz göze geldim bir an, ağlama sesini duydum o sırada…

Sonra telefonumu çıkardım ve şirketi aradım. Bekledikleri kararımı açıkladım: “Evet kabul ediyorum, işlemlere başlayabilirsiniz…”

Ve gittim, ikimiz için…
Ve gittim “bizden” , “ikimizden”…

Bir gün oldu iki gün oldu
Ay oldu, yıl oldu ümitlere
Unutmuyor gönlüm seni
Seviyor her gün her gece
Yoruldu , duruldu, kırıldı , vuruldu bir kaç kere
Yazılıdır hepsi hikayede…”

Not 1:Okuduğunuz yazı gerçek bir öyküye dayanmaktadır… 
Not 2: "Sade" olarak söylenen kahve bile isteye "şekersiz" olarak ifade edilmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder