9 Temmuz 2012 Pazartesi

Sessiz İstanbul

Bize geri dönüşte beni de bekle
Koşarak geldim ardından
Yine kaybedersem ben tam da koşarken
Yakarım şehri her yandan…”*

Güzel bir Cuma günüydü. İş çıkışında kimseye haber vermeden usulca Taksim’e çevirdi rotasını. Biraz dolaşmak, biraz haftanın yorgunluğunu atmak, kafa dinlemek istiyordu; belki de gidebileceği en gürültülü ve kalabalık yerde kafa dinlemek…
Farklı düşünürdü çoğu zaman diğerlerinden. Sıradan, tekdüze, standart kelimelerini sevmezdi. Farklı olmalı, farklı şeyler yapmalıydı. Belki de bazı zamanlarda bu yüzden kaybediyordu ya da insanlar onun bu cesaretini anlayamıyordu. O da insanların kendisini anlamasını beklemiyordu zaten. Her insanın sadece kendi yaşadıklarını anlayabileceğini biliyordu. Bu yüzden de insanların farklı düşünceleri anlamasını beklemiyordu elbette.

Taksim Meydanı’na varıp o hiç trafiği tükenmez ışıkların olduğu yerden karşıya geçti araçların arasından. Kalabalık meydana doğru baktı. Kalabalık, sadece kalabalık… Yürümeye başladı çevresine bakınarak; mağazalara, insanlara, karmaşaya… 

Biraz yürüdükten sonra bir kitapçıdan yükselen müzik dikkatini çekti. Merak etti ne olduğunu. İçeri girdi. İlk defa dinliyordu bu şarkıyı, daha önce duymadığından emindi. Kimin olduğunu sormak için ilerlerken girişteki gazetelerin birinde bir haber gördü. Eğildi, gazeteyi aldı. “Muhteşem düğün bu gece!” yazıyordu. Detayları okudu hemen, boğazında bir şey düğümlendi, yutkunmaya çalıştı zorla. Evleniyordu! Ev-le-ni-yor-du!...

Ne yapacağını bilemez halde gazeteye bakıyordu. Ne olduysa o anda oldu. “Sen de mi?” dedi biri. Arkasını döndü. Karşısındaydı; orada, tam karşısında… Bilemedi ne yapacağını, ne söyleyeceğini.

-Sen de mi inandın?
-Ben… Bilmem…
-Senin inanmanı beklemiyordum…
-Evlenmiyor musun yani?
-Senin inanmanı beklemiyordum…
-Bir dakika, böyle olmaz; bir yerlerde oturup konuşalım.

Arkasını döndü, elindeki gazeteyi eskisi gibi katladı ve yerine kondu. Ayağa kalktığında o yoktu. Bir an çevresine bakındı göremedi. Kitapçıdan çıktı; ileride, kalabalığın arasında yürürken gördü onu. Çok hızlı yürüyordu. Koştu, insanlara çarparak koştu ama yetişemiyordu bir türlü ona.

Koştu ama yetişemedi. Bir süre sonra kayboldu kalabalıkta, kaybetti onu… O gün bütün gece Taksim’de koştu, onu aradı, bulamadı. Yağan yağmura aldırış etmeden koştu durdu. Gece yarısı, yağmurun yıkadığı sokakların birinde çamurlu taşlara oturmuş ağlıyordu.

Ertesi sabah polisler tarafından emniyete götürülürken, muhteşem düğün biteli çok olmuştu. 

Ne muhteşem düğün konunda ne de başka bir konuda bir daha konuşmadı. 
Hayat “sessiz ve farklı” olarak devam ediyordu… 
Oluyor bazen yine bir yerden
Sesini duydum zannettim
Aradım durdum neyini buldum
Koca İstanbul vazgeçtim…

Bize geri dönüşte beni de bekle
Koşarak geldim ardından
Yine kaybedersem ben tam da koşarken
Yakarım şehri her yandan…”*

*Sinan Akçıl & Hande Yener – Söndürülmez İstanbul şarkısından…

Mayıs'11 // İst.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder