9 Temmuz 2012 Pazartesi

İstanbul Hissetmez

Bir de gel benden dinle – 1”

Gelip bu şehri bozan
Bu şehre gelip bozulanlar
Hepsi aynı kazanda kaynıyor İstanbul’da!”*

-Allah belanı versin!
Aldığım kahvenin ederi neyse çekilmesi için verdiğim kredi kartımın tüm harcama sorumluluğunu üzerime yıkan “Lütfen kart şifrenizi girin.” cümlesini söyleyen kasa görevlisinin meraklı bakışları altında cihaza şifre tuşlamaya çalışırken inledi mekan. Bir kadının feryadıyla beraber, bir erkeğin yüzünde patladığını düşündüğüm tokadının hemen ardından kasanın ilerisindeki merdivenlerden inen kadının muhtemelen kendisini aldatan adama ağzının payını verdiği sahne yaşanmıştı az önce. Ya da bunu ben uyduruyordum.

Kadın ağlayarak ve hızlı adımlarla mekanı terk ederken ben şifremi tuşlamaya çalışıyordum. Yukarıda neler olduğunu da merak etmiyor değildim. O sırada bir garson geldi ve kasadaki arkadaşına olayı özetledi: “Adama boynuzlarını geçirdi ve gitti.” Gülmeye başladılar, benim baktığımı görünce ciddileştiler. Hiç gerek yoktu aslında, benim yanımda da detayları konuşabilirlerdi ama yapmadılar. Böyle zamanlarda da hep iş ahlakını ön planda tutarlar ya, al sana sinir sebebi!...

Kısa bir süre kahvelerin hazırlanmasını bekledim. Etrafı izliyordum fakat kadının arkasından yüzü allı morlu ve binbir karış çıkan kimse olmadı. Dikkat etmediğim ya da kart şifremi girmek için cebelleştiğim sırada gözden kaçırdığım “Allah’ın belasını vermesi öngörülen kişi” ortada yoktu. Daha fazla şansımı zorlamanın anlamsız olduğunu düşündüm.

O arada kahvelerimin hazır olduğunun sinyali geldi omzuma vuran baş parmak ile. Kahveleri aldım ve az önce kadının feryat ederek indiği merdivenlerden çıktım. Arkadaşımın yanına gittim ve oturdum. Hemen bana doğru eğilerek “Çok şey kaçırdın.” dedi ve detayları klasik olan kavgayı anlattı. Önce adamla kadın ufak ufak tartışmaya başlamışlar sonra konu tartışmaya dönmüş ve kadın “aldatıldığı gerçeğini” öğrendiğinde benim aşağıdan gözlemlediğim bölüm “Perde!” demiş. “Sonrasını da biliyoruz zaten.” derken arkadaşımın kurduğu cümle, bir yudum kahveyle karışıp boğuyordu beni: “Baksana adam da hiçbir şey yokmuş gibi başka bir hatunla oturuyor!”

Adam hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu hayatına, hem de on dakika önce olanları yaşamamış gibi. “Boşver, çok şaşırmıyorum artık. Hatta yarın bir gün bir yerde o kadınla bu adamı yan yana görsem hiç şaşırmam” dedim ve konuyu kapatıp koyu bir sohbete daldık.

Akşam gittiğimiz mekanda insanların dans ederken kendinden geçtiği saat diliminde “tokat atan kadın” ile “belası verilesi adam” ı sarmaş dolaş dans ederken gördük. Her ikisi de hallerinden memnundu ve öğlen yaşanan o “aldatılma hikayesi” ne hiç uymuyorlardı.

Gülümsedim, kadehimi onlar için kaldırdım ama onlar bunu bilmiyorlardı. Tıpkı o kadının belki de ömür boyu aldatılacağı ve bunu hak ettiğini bilmemesi gibi!...

*Sertab Erener – İstanbul şarkısından…

Şubat'11 // İst.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder