28 Haziran 2012 Perşembe

Şşşşşşş!!!

Sıradan bir gecede canımın sıkıntısını giderebilmek için yapmayı denediğim pek çok şey daha da sıkılmama vesile oldu. Öfleye püfleye evin içinde turlarken, telefon rehberimde bulunan iki yüz küsür numaradan, en çok aradığım birkaç tanesini sırayla çevirip, arkadaşlarımla iki laf etmeye karar verdim.



Bazı zamanlarda içten gelerek söylenmiş iki çift sözden başkası iyi gelmez insana. Ben de bu düşünceyi, özellikle de o dakikalarda, iyice benimsemiş haldeydim ve planımı uygulamaya koydum. Ama tabi bazı planlar tek taraflı uygulamaya açık olmadığından, telefon elimde öylece kalakaldım…



Aradığım numaraların hiçbiri telefonu açmaya tenezzül etmedi. Aradığım kişilerin telefonları bilmem kaç sinyal duyana kadar çalıyor, sonra da ekranda o yazı beliriyordu: “Cevap yok.” Aradığım numaraların değerli sahipleri acaba bu gece kendilerini bir yerlerde unutmuşlardı da bu yüzden mi telefonumu cevaplayamıyorlardı? Hal böyle olunca (ki daha sonra öyle olduğunu öğrenecektim, emindim buna!) benim kızmam için ne sebep olabilirdi ki?



Biri kendini sevgilisinin koynunda unutmuştu muhtemelen. Bir diğeri uyuyordu, bu saatte uyunurdu elbet. İnsanlar istedikleri zaman uyuyabilirdi, herkes ben değildi. Biri geç saatlere kadar çalışıyordu, mazereti vardı, hatta aramam suç bile sayılabilirdi. Yüksek sesin hakim olduğu bir mekanda “eller havaya” yaparken duymamıştı ötekisi çalan telefonun melodisini. Kalanlarının da bahaneleri hazırdı ve ertesi gün sunulmayı bekliyordu…



Ertesi gün yine aralarında anlaşmışlar gibi sırayla aradılar. Benim sıkıntım geçeli çok olmuştu, kendime gelmiştim. Güzel havayı değerlendirip dolaşmaya çıkmıştım. Telefonum artık ısrarla çalıyordu ve ben her arayanın telefon ekranını “Cevap yok”larla süslemeye kararlıydım. Aynı gün içinde sekiz kişinin telefonunda aynı uyarı cümlesi belirdi sayemde. Daha sonra ısrarcı olup tekrar arayanlara da olmayan bahanelerimi sıralamadım. “Canım istemedi, açmadım.” tatmin edici bir cevap değildi onlar için. Açmayacaksam neden cep telefonu kullandığım soruluyor, “Nerdesin sen?”ler havada uçuşuyordu. Birden herkesin ilgi alanına girivermiştim. Ara sıra birilerinin ilgi alanına girmek ilginç bir duygudur ama tavsiye edilir türden bir şey değildir. Tüm bu olanların sonunda suçumu kabul ettim ve bir süreliğine zorunlu susma hakkımı kullandım.



Bazen susmak ta işe yaramıyordu işte. Kendiyle baş başa kalakalıyordu insan öylece.

Hem de suçlu bir halde…

Mart'07 // İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder