28 Haziran 2012 Perşembe

Hoş Geldiniz!

Eski heyecanlar yok artık hiçbir konuda. Dünyada küresel ısınma arttı da eriyen biz mi olduk? Bilmiyorum ben. Düşüncelerimiz mi eridi yoksa kendi kendimizi yok etmeye mi programlandık? Orası epey karışık…


Çevrenize baktığınızda kaç insanda hayatı görebiliyorsunuz. İçi boşaltılmış “günaydın”ları kullanmak sizin dilinizi de yoruyor mu? Neler geçiyor aklınızdan gün içinde? Yemek yerken, çalışırken, gezerken, birileriyle bir yerlerde gerekli-gereksiz, istekli-isteksiz hatta sayısız “şey” yaparken gerçekten orada mısınız yoksa siz de uzun yolculuklara çıkıp bir türlü geri dönemeyenlerden misiniz?


Eğer öyleyseniz hemen paniğe kapılmayın çünkü yalnız değilsiniz. Pek çok kişi sizin gibi yaşıyor, hatta yaşatılıyor. Sanmayın ki her sabah yeni bir güne başlıyor evrendekiler. Her gün biraz daha geriye gidiyor zaman, tersine işliyor. Tarihler 2000’li yılları gösterirken, bizler köhne mağaralarımızda tıkılıyoruz fark etmeden, ettirmeden. Korkuyoruz çünkü. Tekdüzelikten kurtulmak nasıl zor geliyor bilemezsiniz. Aslında bilirsiniz belki, yok yok muhtemelen bilirsiniz de bilmezlikten gelirsiniz. Cesaretiniz yoktur, belki haklı olarak belki haksızlığınızın arkasına sığındığınızdandır bu hal. Kim bilir?


Aklımıza gelmeyecekler başımıza geliyor çoğu kez. Gelebilecekleri hesaplamaktan nefes alamıyoruz. Biz de bir süre sonra kendimizi rüzgara bırakıveriyoruz elimizde olmadan, artık bizi alıp nerelere götürürse… Mecburuz, tutsağız, kelepçeliyiz…

Haliyle kaçmayı denemek bile bir süre sonra “Neden-kimden kaçıyorum ki ben?” sorusuyla beraber bumerang gibi bize dönüyor. Ve tebrikler! En baştasınız!!!


* * *


Bir fincan kahve yapmanın en zor yanı nedir sizce? Alt tarafı su kaynatacaksınız, kahvenize dökeceksiniz. Bir de son olarak karıştırma kısmı var ki bunların tamamı alsa alsa 3-5 dakikanızı alsın. Ama öyle değil işte. Bilmiyorum hiç başınıza geldi mi? Kahve kutusunu açtığınızda burnunuza gelen keskin aromalı koku sizi aylara bölebilir mi? Dakikalar hatta saatler boyu gözünüzün önünden kare kare fotoğraflar geçebilir, yüzünüz ıslanabilir ve en sonunda kahve kutusu elinizden kayarak parçalara ayrılabilir mi, tıpkı sizin gibi…


Yıllardır okuduğunuz bir derginin aboneliğini sebepsiz yere iptal ettirmek, en sevdiğiniz şarkılardan vazgeçmek, birkaç başucu kitabınızı birilerine armağan etmek, msn adresinizi hatta sayısını unuttuğunuz kadar çok kişide bulunan ve yıllardır kullandığınız telefon numaranızı değiştirmek ne kadar gereklidir günlük hayat içerisinde. İnsan kendini bu şekilde yenilemeli midir ara sıra? Her şeyiniz yenilenince kendiniz de yepyeni mi olursunuz? Yoksa alttan akan kirli sular yolunu bulmaya devam eder de siz mi hissetmezsiniz?


* * *


Korkusuzluğunuzdan korkmuş

Korkular edinmişseniz

Öfkesizliğinizden çekmiş

Tövbeler beğenmişseniz

Kimsesizliğinizden kovulmuş

Isırılmış hissetmişseniz

O sizseniz, o sizseniz HOŞ GELDİNİZ …


Ve bu konuda “gerçekten” yalnız değilsiniz…

Şubat'07 // İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder