28 Haziran 2012 Perşembe

Dilimizdeki tüy “finish”

Yıllardır hep tartışılmıştır şu “ana dilde eğitim” konusu… Acaba çocuklarımıza eğitimlerini anadillerinde mi vermeliyiz? Yoksa dünyamız gibi onlar da küresel olmalılar ve eğitimlerini İngilizce-Fransızca-Almanca-İtalyanca vs. “herneysece” mi almalılar?

Yukarıda “eğitim” dedim ama sanırım “öğretim” kelimesini kullanmak daha doğru olacaktır. Sonuçta yabancı dille matematik, fizik, biyoloji derslerinin öğretilmeye çalışıldığı ve ne kadarının başarılı olduğu tartışmalı okullarımızda, topluma ait bir birey olarak –siz bunu isteseniz de istemeseniz de, sokakta yürümeye çıkıyorsanız eğer, öylesiniz- öğrenmeniz gereken, toplum içerisinde yaşamanın gerektirdiği yükümlülükler, yabancı dilde verilmiyor. Hatta çoğu zaman ana dilde de verilmiyor. Türevi çözebilen bir insan evladı kaldırımın ortasına “istediği dilde” tükürüp, “istediği dilde” yoldan geçenlere laf atabiliyor, hatta bazen insancıl öğelerden “istemediğiniz kadar çok” uzaklaşabiliyor.

İlkokuldan üniversiteye uzanan, hayatın çeşitli evrelerinde karşımıza çıkmaya devam edecek olan öğrenim hayatımızda, neyi ne kadar öğrendiğimizden çok neyi hangi dilde öğrendiğimiz önemli duruma gelmiş durumda. Hatta artık öyle noktalara geldik ki, kundaktaki bebekler “good morning”lerle uyanıp, “good night my baby”lerle uyutuluyorlar. Üstelik herkes halinden memnun…

* * *

Geçenlerde, yabancı dilde öğretim yapan bir bölümde okuyan arkadaşımın ısrarı sonucunda

İngilizce okutulan derslerin birine girdim. Dersin hocası hayatında yutmadığı kadar çok kelimeyi yutarak belki de, fazla fazla “eeeee,eeeeeemmmmmm,ööömmmm” benzeri İngiliz’imsi sesler çıkartarak ders anlatıyordu. Ve evet beklendiği gibi ders anlaşılamıyordu bir türlü. Sonra da Türkçe-İngilizce Eurovision şarkı sözlerinde yer alan cümlelere benzer cümleciklerle ders anlatmayı sürdürdü. En fazla yirmi dakika dayanabildim ve kendimi derslikten dışarı zor attım. Ardımdan arkadaşım kan ter içinde çıktı ve birbirimize bakarak gülmeye başladık. Türkçe altyazıları unutulmuş, kötü oyuncu ve oyunculuklarla iç sıkan, berbat İngilizce konuşulan vcd film izledik sanki. Şaka gibi!!!

* * *

Sokakta yürümesini öğretemediğiniz insanlar var bir de, Türkçe arası İngilizce’leriyle, kendi deyimleriyle resmen “yıkılanlar”. “Ok. canım, akşama birer drink alır, oradan da go home!” demek daha “cool” geliyor onlara. Dışarıdan bakıldığında “cool” değil “kıl” oldukları görülüyor fazla fazla. Fark etmiyorlar ne yaptıklarını, ne hale düştüklerini… Öyle mutlu oluyorlar, öğrenemedikleri değerlerin boşluğunu böyle dolduruyorlar belki. Belki de birilerine “elinize sağlık” demek için kullanıyorlar bunu, bile bile. Sebep her ne olursa olsun bize, bizlere, gelecek kuşaklara olanlar oluyor. Üstelik gören de yok, duyan da…

Artık dilimizde tüy bitti, ama bizimki konuşmamaktan…

Good night herkese…

Mart'07 // İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder