28 Haziran 2012 Perşembe

Bitme Noktası

06:42


Bir tatil sabahında uyanmak için oldukça erken ve gereksiz bir saat dilimi. Ama onun için iki saatte olsa uyumuş olmak olarak bakıldığında sevinilebilecek bir şeydi bu.


Son zamanlarda uyuyamıyordu hiç. Geceyi sabaha bağlamak eskiden çok zevkli gelirdi ona. Kendisiyle baş başa, gecenin sessizliğinde dinlenirdi. Yenilendiğini hissederdi. Bazen içkisi arkadaşlık ederdi ona bazen eski fotoğraflar, bazen de ikisi birden… O zaman mutluluğuna diyecek yoktu işte. Ama uzun zamandır yapamıyordu bunu. Kendini oldukça yorgun hissediyordu. Uykuya her zamankinden fazla ihtiyacı vardı.


Hemen kalktı, hızlıca hazırlandı. Randevusuna geç kalmak istemiyordu. Şimdiye kadar pek çok şey için yeterince geç kalmıştı zaten.


Randevu saatinden iki saat kadar önce varmıştı hastaneye. Birkaç saat sonra her şeyi öğrenecekti. Ama daha en az iki saat vardı işte. Dayanamadı. Hastanenin yakınında bulunan kafelerden birine oturdu. Zaman her zamankinden yavaş işliyordu.


Yıllar boyu ertelediği hayatını düşündü bir anda. Her seferinde birileri mutlu olsun diye yaptıklarını, sahte gülüşmeleri, sahte insanları, sahte sözleri. Bunların arasında elle tutulur birkaç güzel olay, birkaç gerçek dost ve birkaç “hayat parçası” bulabiliyordu. Aklına geldiğinde onu mutlu edebilecek birkaç güzel anı. Hepsi bu kadar. Kendi için yapmamış olsa da birkaç eğlenceli dakika-saat-gün, her neyse işte…


Geçmeyen zaman böyle şeyleri düşündüğünde olağan hızıyla akıyordu. Bir süre kendi de şaşırmıştı buna, sonraları alıştı. Artık gitme vaktiydi, gerçeklerle yüzleşme vakti gelmişti.


Hızlı adımlarla hastaneye doğru ilerledi. Doktorun odasına vardığında derin bir nefes aldı ve kapıyı çalıp içeriye girdi. “Hoş gelme” faslı atlatıldıktan sonra asıl meseleye gelindi. Tahlillerin geldiğinden bahsediyordu doktor. Anlamadığı pek çok tıp terimi kullanıyordu ve duyduğu her kelime tahlil sonuçlarının kötülüğünün derecesini bildiriyordu ona. “Dibe vurmuşluk derecesi.”


Hastaneden çıktığında telefonu çalmaya başladı. Kimseyle görüşmek istemiyordu o an. Kime ne anlatabilirdi ki? O da bilmezdi ömrünün, köpüklü suya daldırılan plastik halkaya üfleyince çıkan ıslak baloncuk kadar olduğunu. “Olacağı varmış, buraya kadarmış.” dedi kendi kendine. İstemeden de olsa telefonu açtı en neşeli haliyle. Sahte gülücüklerini saçtı yine ortalığa. Her şeyin iyi olduğundan bahsetti. Sonuçlar iyi çıkmıştı. Ufak birkaç problem vardı. İlaçla hallolurdu onlar da.


Akşam karanlığı çöktüğünde eve vardı, hafif bir müzik açtı ve balon köpüğü hayatı için içti o gece.


Hayatının geri kalan zamanında hep mutluydu.


En azından son anlarında…

Şubat'07 // İstanbul

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder