11 Aralık 2010 Cumartesi

Benim "Kimya"m Feci Halde Bozuldu!


Nisan ayı da tüketti kendini. Küresel ısınma kendi başını yiyedursun, biz mevsim normalleriyle beraber ısınmaya devam ediyoruz. Erkek-kadın herkeste bir menopoz durumu hakim. (Gerçekten olanlara da saygımız sonsuz, Allah onlara daha fazla sabır versin.)

Konuya sıcaklardan girdim de daha üçüncü cümlede menopoza bağladım. Bu yazı nasıl biter, ben nerelere gider de gelirim, bilemem. Daha fazla uzatmadan, konu da hali hazırda kıvama getirilebilecek haldeyken, dallanmaları engelleyerek ÖSS’ye bağlıyorum yazıyı. Hepimize hayırlı olsun.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da ÖSS’ye bir buçuk ay kala, bazı gazeteci arkadaşlar sağolsunlar, eski dönemlerin ÖSS şampiyonlarıyla konuşmuş etmişler, şampiyon arkadaşlar da bu yılki adaylara çalışma taktikleri vermiş… Birincisi bu saatten sonra hangi taktik ne işe yarar? Atı alan Üsküdar mı dinler artık?? İkincisi, her yıl her şampiyon aynı şeyleri söyler, aynı “taktikleri” verir. (Ne güzel bir kelimedir şu şampiyon, şampuan gibi, yıka ve çık! Benziyorlar birbirlerine, biri saçınızı temizliyor, saçlarınız da bu sayede havaya giriyor; diğeri zaten havada, haklı ya da haksız-tartışmalı!)  Onlar zamanında hiç ders çalışmamıştır, hep gezmiştir, hep tozmuştur. O bar sizindir, bu kafe bizimdir, akıl karışlarca yüksektedir; amaaaaaaaaaa ÖSS’de birinci olmuşlardır. Biz de yemişizdir, durum bundan ibarettir…. Ve üçüncüsü, bu haberi her yıl düzenli olarak yapan şahıslar konu mu bulamamaktadırlar, gündem çok mu boştur, bilen bana da anlatsın….

*     *     *

Dört yıl kadar önceydi. Taktik ve tik-tak savaşları tarihe karışmış, sınav geçeli epey zaman olmuş, sonuçlar açıklanmış ve tercih kitapçıklarımız posta kutularının üzerindeki yerini almıştı. Biz de bir zaman sonra ÖSYM’ye ne olmak istediğimizi, bir takım yuvarlakları kodlayarak bildirdik. Ve ben Kimya bölümünü kazandım. (Evet ben gezip tozmadım fazla, suçluyum!)  Normal şartlardaki her üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi’nde bulunan Kimya bölümü, benim de öğrencisi kontenjanından dahil olduğum sevgili okulumda (Kendisi İstanbul Üniversitesi oluyor.) Mühendislik Fakültesi’nde bulunuyordu. Sırf  bu yüzden, başta 60 yaş üzeri yaşlı amca-teyze grubu olmaz üzere, çevremdeki tanıdık-tanımadık herkese “Ne olucan okulu bitirince? Mühendis değilsin, öğretmen değilsin, ne olasın ki sen?” leri açıklamakla geçti dört yılım. Sadece benim değil, pek çok arkadaşımın da öyle geçiverdi yılları. Hala da açıklamaya devam ediyorum zaman zaman birilerine. (Zaten bu bölüm iki önemli misyonu var: Kimyager yetiştirmek ve yetiştirdiği kişilerin “Kimyager nedir, ne değildir? Yenilir mi, kursakta mı kalır?” gibi soruları yanıtlama yetisini kazanmalarını sağlamak.)


Şimdi mezun olmanın arifesinde, yıllar içerisinde pek sevimli bulmadığım bölümümün kıymetini biliyorum. En azından pH benim için, “Sabunda 5.5 olması gereken bir şey!”den daha fazla anlam taşıyor. (Başka örnekler de verirdim ama ukalalık yapmak istemem kimyacı halimle. Ben yazar halimle karşınızda olmalıyım sanırım.) Bundan sonra benim kimyam ne halde olur bilemem ama ileride bir cinayet romanı yazarsam şayet, olabildiğince vahşi olaylar içereceği kesin!

Yazının sonunda, ÖSS’ye girecek olan arkadaşlara ufak bir hatırlatma yapma ihtiyacı hissediyorum: Her ne olursa olsun, gerçekten yapmak isteyeceğiniz meslekleri tercih edin. Yoksa ileriki yıllarda bozulan kimyanızı düzeltmeye çalışırken kimse sizin sesinizi duymayacak, haberiniz olsun.

Nisan'07

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder