24 Ekim 2010 Pazar

Sen neymişin Nahide?!

Uzun zaman olmuştu Okan'ı seyretmeyeli...
Dün geceki planımı iptal ettikten sonra yapılabilecek en iyi şey sayılabilirdi bu, iyi ki de öyle olduğunu düşünmüş ve programı izlemişim...

Programın konukları tek tek çağırıldıklarında en son "Nahide" anons edildi ve ben de açıkçası ilk etapta kim olduğunu anlamadım. Elektronik pop bir şarkı söyleyen biraz alık biraz sıradan , hemen her zaman görebileceğimiz kendisini şarkıcı sanan biri vardı orada... "Ben sen o..." diye başlayan bir şarkı seslendirdi, hareketleri insanı çileden çıkartmaya yeterdi. 

Kısa bir süre sonra 10 küsür yıldır bu piyasada olduğunu söyleyen (Bu "piyasa" lafı da ne çirkindir yahu, hangi piyasa, piyasa ne?) şarkıcı (en azından bir albümü var:)), Nahide ile atışmaya başladı. Nahide de altta kalmadı sağolsun, ortaya izlemesi şenlikli bir durum çıktı. Nahide'nin eski albümünde türkü söylediğinin ortaya çıkmasıyla beraber şarkıcı arkadaşımız daha da yüklenmeye başladı. Nahide de altta kalmadı tabi ki...

Bunda ne var diyebilirsiniz...
Bunda şu var: Nahide olarak karşımıza çıkan kişi, daha öncesinde Avrupa Yakası, Cümbür Cemaat Aile gibi komedi dizileri de olmak üzere pek çok yapımda yer alan usta oyuncu "Nihal Yalçın"! Yani Nahide diye biri yok! Üstelik Nihal Yalçın'ın akşamki şovunda 10 küsür yıldır bu piyasada olan arkadaş hiçbir şey anlamadan devam edince komediyi izlemesi oldukça keyifliydi!

Bazı noktaları kaçırmış olabiliriz ama 3 saatlik yayın içinde bunu anlamıyorsanız, komik duruma düşüyorsanız ve bir de 10 yıldır bu "piyasa"da olduğunuzu söylüyor ve Nihal Yalçın'ı tanımak zorunda değilim diyorsanız  söylenecek tek şey var; Artık her programa gitmeden önce araştırma yapılması kaçınılmaz olacak...

Kaçıranlar için Nihal Yalçın'ın muhteşem performanı aşağıda yer alıyor...
Bu gece Okan'ın bir açıklama yapıp yapmayacağını da merak etmiyor değilim açıkçası :)
 

Buyrun bakalım, yazının sonunda Nahide'nin mükemmel performansı:


23 Ekim 2010 Cumartesi

Kimdir "zeki kadın"?

"Zeki kadın erkek zekası üzerine konuşan kadın değildir. Zeki erkeği bulan, kendine çeken ve elinde tutabilen kadındır..." Kıvanç KOCA
Nedendir bilinmez çoğu zaman tartışılıyor bu konu... Kadın mı zekidir erkek mi, kafaları neden aynı çalışmaz; aynı çalışmayan beyinleri varsa eğer neden kıyaslanırlar ve neye göre zeka seviyeleri belirlenir?
Kimdir "zeki kadın"?
Zeki kadın erkek zekası üzerine konuşan kadın değildir. Zeki erkeği bulan, kendine çeken ve elinde tutabilen kadındır...
Bir kadın zeki bir erkek istiyorsa öncelikle kendi zekası ile o erkeği etkilemeli! Aynı şey zeki erkek için de geçerli; karşısındaki zeki kadının ne istediğini bilmeli ve ona göre davranmalı...
Yani bir bakıma herşey karşılıklı...

Bir kadın dünya meselelerinden anlıyorsa, konuşacak iki kelimeden fazlasını buluyorsa, hemen herşey için bir fikir sunuyorsa ama aynı zamanda ilişkide erkeği boğuyorsa ve sonunda elinden kaçırıyorsa o kadın zeki kadın değildir! 
Burada kastedilen ilişki zekası, matematik değil! Bir ilişki trigonometri sorusu çözmekten, anlatım bozukluğunu düzeltmekten ya da kıtaların yerlerini bilmekten, dünya meselelerinde kelimeleri ardı ardına dizmekten çok daha fazlasını ister bazen... Ve siz o noktada susuyorsanız ilişkilerde zeki değilsiniz demektir. O erkeğin (ya da kadının) arkasına bakmadan gitmesine de tek kelime edemezsiniz...

İşte bu yüzden "Zeki kadın erkek zekası üzerine konuşan kadın değildir. Zeki erkeği bulan, kendine çeken ve elinde tutabilen kadındır..." ... ya da tam tersi!

Kıvanç/Ekim'10/İst.

12 Ekim 2010 Salı

YAZIN EN İYİLERİ !

Kış geldi...
Valla...
Bu tarihte bu kadar soğuk olmamalı diye düşünüyorum ve üşüyorum. Buradan da konuyu kışa bağlayıp kışa en yakışacak albümlerden ve yazın "bence en iyi" albümlerinden bahsedeceğim.

Hande Yener ile başlayalım. Marjinal, orijinal, eğlenceli, ritmik, dinamik, çılgın kadın; olduğu gibi, ona yakıştığı gibi ve her zamankinden fazlası bir albümü attı önümüze sonrasında da sefasını sürdü tüm yaz boyunca. Sopa, yasak aşk, bi gideni mi var, çöp, neden ayrıldık gibi hitleri barındıran albümün devamında bir de remix albümü çıktı. Her ne kadar klibini beğenemesem de uzaylı güçlü bir şarkı diye düşünüyorum ve her dinlediğimde eğleniyorum. Hande yeni albüm çalışmalarına çoktan başlayadursun biz daha bu albümün keyfini süreriz. :)

Bir diğer bayıldığım albüm "Aaaaaaa!" diye bağırsa dinletecek kişiye yani Işın Karaca'ya ait olan "Arabesque". Ne güzel söyledi o damar şarkıları, tam rakılık! Yazın pek anlamadık şimdi çıkacak asıl acısı. Şu son bilmem kaç yılın en soğuk günlerinde alkolün yanında akıp gidecek o şarkılar, devamında biz de aynı şekilde... Albümde favorim Tanrım Beni Baştan Yarat olmakla birlikte baştan sona dinlemeyi ihmal etmiyorum.

Metin Arolat'ın "Çok Daha Ötesi" ise piyasa albümü olmadan, iyi şarkılarda oluşan ama günümüz müzik piyasasında yüksek satış rakamlarına ulaşmayacak nitelikte, dinlemesi güzel, tüm şarkıların hikayesinin olduğu düşündürücü bir albüm. Benim favorim ilk günden beri 2 yudum şarap ama son klip şarkısı sarı saçların da hiç fena değil! Daha önce kendisi ile tartışmama ebep olan Lütfen Yaz Gelsin için fikrim çok değişmedi, normal çizgide bir şarkı olduğunu düşünüyorum halen. Bir süredir benim iş saatlerimdeki değişiklikten kaynaklı, biraz da anlam veremediğim bazı başka sebeplerden dolayı pek görüşemesek de albümü sağlam, verdiğim parayı sonuna kadar helal edebilirim. Kapağına hala imzayı attıramasam da başarılarının devamını dilerim...

Ve Tarkan! Yıktı ortalığı, yıktı bizi, darmadağın etti. Aysel Gürel'in mükemmel sözlerine yaptığı beste ile bir kez daha kalbimizi fethetti. Sevdanın son Vuruşu için "Tarkan bombayı patlattı, kalanlara geçmiş olsun!" demiştim, hala yankıları sürüyor, diğer şarkıları da aynı tkiyi yaratacak zamanla; göreceğiz...

Zeliha Sunal ve Yonca Lodi'nin albümlerini de dinledim ve ilk izlenimlerim her ikisinin de oldukça başarılı olduğu, zamanla aklımda yer edecekleri ve çıkış şarkılarının şimdiden dilime dolandığı...

Son zamanların başarılı isimlerindenatladığım var mı bilmiyorum ama benim aklımda yer edenler bunlar...
Varsa sizin de söylemek istedikleriniz tartışmaya bekleniyorsunuz :))

İst.//Kıv_

10 Ekim 2010 Pazar

AYRILIK BEKLENTİLİ İLİŞKİLER HAKKINDA!!!

Biraz önce karar verdim bu satırları yazmaya... Bazılarımıza göre normal gelebilecek ama benim için hayatım boyunca asla kabul edemediği bundan sonra da etmeyeceğim durumlardan birini anlatacağım, ne düşündüğünüzü de merak edeceğim sonrasında...

Düşünün ki bir çift var. Mutlu/mutuz/kavga/gürültü devam ediyorlar hayatlarına ve birbirlerinden vazgeçemiyorlar. Bu da bir bakıma on ların farklı oldukları yönlerine rağmen birbirlerini tamamladıklarını gösteriyor. En azından ben öyle düşünüyorum...

Sonra gün geliyor ve bu çift ayrılıyor. "Beklenen ve normal birşey!" demeyin, dinleyin! Ayrılıktan kısa bir süre sonra ayrılan çiftten bir tarafın arkadaşı o kişiyi biri ile tanıştırıyor. Zaman ilerliyor ve yeni tanışılan kişi ile güzel zaman geçirildiği hissediliyor ama bir yandan da akıl eski aşkta! Unutulmadan yeni bir şey olamayacağı için (doğanın kanunu/kuralı vs. si bu!) yeni kişi ile de gitmiyor haliyle ve bitiyor.

Zaman içinde ki sevgiliye dönülüyor, kalınan yerden devam ediliyor..

Bu kısma kadar herşey normal görünüyor öyle değil mi? evet normal/sıradan/yaşandığı gibi...

Sonrasında öğreniliyor ki bu uzun zamandır olan ama zaman içinde çatlamaya başlayan ve bir şekilde sonunda toparlanan aşkın arasına sıkıştırılan "yeni" olay/kişiler aslında o aşk halihazırda devam ederken de varmış ve bu ilişkinin belki de bitmesi bekleniyor/bitirilmesi için uğraşılıyormuş; hem de çiftin çok yakınındaki yıllardır görüştükleri kişi ya da kişiler tarafından...

Siz olsanız bu durumda ne düşünür/yaparsınız? 

SON KAHVE

Bir Pazar sabahıydı. Hava güzel sayılırdı ama o gün için bir plan yapmamıştık. Kahvaltı yaptıktan sonra gazetelere gömülmüştüm ben. O ise mutfakta masayı toparlamakla ve kendini başka şeylerle oyalamakla meşguldü.
Kahveni nasıl içersin?” diye seslendi mutfaktan. “Her zamanki gibi!” olsun dedim. Her zamanki gibi olacaktı, tadı daha önce içtiğim kahvelerden hiçbirine benzemeyen bir kahve yapacaktı el yordamıyla; biliyordum! Ama ben yine de “her zamanki” dedim böyle alıştığım için…
Kahveleri kısa bir süre içinde hazırlamıştı. İlk yudumu aldığımda aynı kahveyi daha önce de içmişim hissine kapıldım. Nasıl aynı tadı yakaladığını düşündüm ama bulamadım.
Karşıma oturdu ve kendisi için hazırladığı kahveden bir yudum aldı. “Acı olmuş biraz!” dedi. “Tatlı şeyler konuşmayacağız sanırım!” dedim, yüzü asıldı biraz. “Yanılıyor muyum?” dedim, cevap vermedi.
Bir süre öylece kahvesini yudumlayarak baktı yüzüme, anlam veremedim. Söylemek isteyeceklerini tartıyormuş hissi uyandırıyordu bende bu durum ve canım sıkılmaya başlıyordu.

Belirsizlikleri sevmem ben. Herhangi bir konuda net olunmasını severim, bulmaca ve karmaşaları değil! O da biliyordu bunu ve bu yüzden böyle davranıyordu. Söyleyeceği şey her neyse benim hoşuma gitmeyecekti ve madem hoşuma gitmeyecek bir şeyden bahsedecektik daha da sinir olmam için istediğini yapabilirdi.
Kahvemi içmeye devam ediyordum ve hala garip şekilde aynı tatta kahveyi ne zaman içtiğimi hatırlamaya çalışıyordum. Güzeldi tadı bana göre, öyle acı falan değildi. “Kahve güzel olmuş!” dedim. “Tadı acı değil!” Sadece baktı yüzüme, aklından geçenleri okuyamadım o an. Normal şartlarda çok rahat yapabildiğim şeyi yapamadım bu kez, aklından birkaç düşünce geçti, kayboldu ve ben ne olduğunu anlayamadım…

Kısa bir süre sonra O bozdu sessizliği… “Gidiyorum ben!” dedi. Cevap vermedim. Kahvemi içmeye devam ettim. “Sana söylüyorum!”
Nereye gidiyorsun?” O sırada bu cümle çıkmıştı ağzımdan. Çok da mantıksız sayılmazdı ama düşünerek söylememiştim…
Önemli olan nereye gittiğimden çok neden gittiğim! Ama sen bunu bana sormaya tenezzül bile etmiyorsun!”
Kendimi kötü hissetmemi sağlamak için iyi bir cümleydi bu! Düşüncesiz erkek modeli olacaktım! Hatta olmuştum da kabul ettirilme aşamasına gelmiştim.
Öyle mi dersin?”
Suçluymuşum gibi bakıyordu yüzüme. Bağırmamı, gitmemesi için yalvarmamı bekliyor olabilirdi! Yapmayacaktım bunu…
Neden gidiyorsun diye sormuyorum çünkü neden gittiğini biliyorum!”
Kalp atışları hızlanmıştı, hissediyordum bunu. Ağzından çıkacak her cümle karşımda küçülmesine sebep olacaktı. İşte bunu bir ben biliyordum o an…
Gidiyorsun çünkü bir başkası var. Bir süredir var hem de, birkaç aydır mesela. Beraber yemeğe çıkıyor, beraber vakit geçiriyor, aynı havayı solumaya çalışıyor ve aşkı yeniden tadıyorsunuz. Normal şartlarda sabahları zar zor uyanan sen, son zamanlarda bir önceki günden daha güzel olmak için ayrı bir çaba gösteriyorsun. Hem bu sadece benim seni gördüğüm birkaç sabah! Ben yokken beraber uyandığınız sabahlarda nasıl oluyorsun bilmiyorum!… Tavırların, konuşmaların, verdiğin tepkiler bile değişti. Şimdi sen bana ‘İlgisizliğinden oldu bunlar hep! Kendini suçla!!’ palavralarını da hazırlamışsındır ama yorma kendini... Senden önce değişmedi bu kural, senden sonra da değişmeyecek! Şimdi neden benim evimde ve benim yatağımda seninle uyumadığımı anlamışsındır!”
Sustum. Daha söyleyecek çok şey vardı içimde ama sustum. Daha fazla ziyan etmek istemiyordum kelimelerimi ve beni anlamasını beklemiyordum.

Yerinden kalktı, arkasını döndü ve çıktı odadan. Kısa bir süre sonra geri geldi. “İyi bak kendine!” dedi kapıdan, içeri girmeden… Bir şey söylememi bekler gibiydi. Söylemeyecektim…
Çıktı, gitti… Bir başıma kalmıştım koca evde, yalnız… Ve o sırada son yaptığı kahvenin tadının ne kadar tanıdık olduğunu düşünüyordum…


Mayıs’10 // İstanbul
Dip Köşe: Tüm yazılarım için Facebook’taki “Kıvanç Koca Yazıları” sayfasını takip edebilirsiniz…


9 Ekim 2010 Cumartesi

Kıvanç Koca kişisel yazılarına başlıyor!

Ne kadar soğuk bir gün! Son bilmem kaç yılın en soğuk kışını yaşayacakmışız ya hani, böyle hemen başlayacağını dememişlerdi ama bize! Ben sevmedim bu havayı, yaz olsun, sıcaklar kavursun, gıkımı çıkarmayacağım söz!!

Şimdi ise gelelim asıl konumuza... (Böyle bir giriş tasarlamamıştım ama bazen aklına geleni yapmak/aklından geçeni yazmak en güzeli ;))

6 yıl oldu biryerlerde yazmaya başlayalı... Pekçok haber sitesinden sonra 4 yıldır www.zekirdek.com da haftalık yazılar ile devam ediyorum. Bu sayfayı açmamın nedeni ise özellikle son zamanlarda anlık olarak bazı olaylarla ilgili yorum yazabilmenin özgürlüğünü yaşamak... Bunun için twitter ve facebook sayfalarını da kullanıyorumm ama 140 karakterle herşeyi anlatamamanın yarattığı gerginliği yok etmek ve de arkadaş listemdekilerin haricindeki kişilere de ulaşmak lazım, düşüncesi içindeyim...

Bu akşamdan itibaren her an bambaşka bir konuda uzun/kısa yazı ile karşınıza çıkabilirim; övebilirim, sövebilirim, o anda canımın istediğini yapabilirim :))

Burası kişisel yazılarımın yer aldığı bir sayfa olacak...
Deli eden hikayelerimin ve tek köşe yazılarımın olduğu www.zekirdek.com da da haftalık olarak yazmaya devam edeceğim tabi ki...

Bilenler bilmeyenlere duyursun, herkes eğlenceye buyursun!
www.zekirdek.com dan hikayelere göz atmayı unutmayın!:))

twitter takibi için: www.twitter.com/KivancKoca
E-posta için: kivanckoca@gmail.com
Zekirdek'te MASAL için: http://www.zekirdek.com/yazi-8220masal8221-1-bolum-2034-.html

ÇOK YAKINDA!

Kıvanç Koca Yazıları yeni günlük yazıları ve tartışmaları ile geliyor! BEKLEYİN ;)